Emperyalizmin Öncü Kuvveti, İrkçılık
Dersaadet Konferansları Sürüyor. Saadet Partisi Şehremini İrtibat Bürosundaki Konferansın Konuğu Olan Din-bir- Der İstanbul Şube Başkanı Abdullah Cihangir, İrkçılığın Müslümanlara Verdiği Zararlar Konusunda Bir Konferans Verdi.
27 Ocak 2012 , Cuma 17:22
Dersaadet Konferansları sürüyor. Saadet Partisi Şehremini irtibat bürosundaki konferansın konuğu olan DİN-BİR- DER İstanbul Şube Başkanı Abdullah CİHANGİR, Irkçılığın Müslümanlara verdiği zararlar konusunda bir konferans verdi.
Abdullah Cihangir “Şeytanların insanlara en çok saldırdığı vakitler üçtür. Nasihat dinlerken, namaz kılarken ve Kuran okurken. Camiye zorla gelen veya biran evvel girip çıkayım diyen kişilerin nasihatten nasibi olmamaktadır, bu gibi insanların bedeni camide olurken aklı caminin dışındadır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) 3 kez ‘Din nasihattir’ diye buyurmuşlardır. Ülkemizde nasihat etmek çok zor bir olaydır, çünkü insanlar 20 yıldan beri bilhassa inançsız gazeteciler, hakkı söylememizden, harama haram, helâle helâl dememizden çok rahatsız olmaktadırlar. Haliyle televizyonlarda din anlatmak çok zor bir iştir” açıklamasında bulunduktan sonra, asıl konumuz olan IRKÇILIK hakkında şu ifadelerde bulundu:
Zamanında Yahudilerin Arap müşriklere oynadığı oyun, bugün Müslüman ülkelere karşı Batılı, Doğulu, ırkçı, Siyonist ve emperyalist devletler tarafından oynanmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Rusya Siyonist taktiği uygulayarak Azerbaycan’daki Leskileri ayırtarak, onlara ayrı bir devlet kurdurmak yoluyla Azerbaycan’ı bölmek istemekte ve yine Tatar ve Azerilerin aralarını açarak onları birbirlerine kırdırmaktadır. Amerika; Pakistan’da yerli ve muhacir halkı savaştırılarak aynı oyunu oynamaktadır. Muhacir grubunun başı ise Amerika’da yüksek bir maaş alarak gayet lüks bir yaşam sürmektedir. Suudi Arabistan’da aynı oyun oynanmaktadır ve yakın zamanda bir iç savaş çıkması muhtemeldir.
Avrupa ve Amerika kendi içinde birleşerek, orta doğudaki birçok devleti parçalamak istemektedir. Öncelikle gözlerine kestirdiği devletleri fakir düşürüyorlar, yardım etmeye gelirken de biz yardım kuruluşuyuz diyerek Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar. Amerika ve Almanya Hıristiyanlığı yaymak için devlet bütçelerinden çok büyük paraları yardım adı altında ayırmaktadır. Şuanda dünya üzerinde yardım dağıtan 9 tane büyük kuruluştan 8 tanesi Hıristiyanlık propagandası yapmakta, diğer 1 tanesi ise bunları denetlemektedir.
Yahudiler savaşırken kutsal kitaplarda adı geçen Ahmet (A.S) hürmetine savaşı kazanabilmek için Allah’a dua ederlerdi. Kazandıkları zaman onun hürmetine kazandık derlerdi. Fakat niyetlerinde samimi olmadıkları için Peygamber (S.A.V) zamanına yetişen Yahudiler, yine de iman etmediler ve ona savaş açtılar. Yahudiler, Araplara faiz belasını sokarak, onların can damarı olan su kuyularına bile el koymuşlardı. Arapların kendi suyunu, yine Araplara para ile satıyorlardı. Hz. Osman(R.A) böyle bir olayla karşılaştığı zaman su kuyusunun sahibi olan bir Yahudi ile anlaşarak çok yüksek paralara kuyuya ortak olmuş, bundan sonra kuyu bir gün benim bir gün senin tasarrufunda demiş ve kendi gününde tüm Müslümanlara ücretsiz olarak su vermiştir, Yahudi’nin gününde kimse ondan su almamış ve neticesinde Yahudi kuyunun tamamını Hz. Osman’a (R.A) devretmek durumunda kalmıştır.
Abdullah Cihangir “Şeytanların insanlara en çok saldırdığı vakitler üçtür. Nasihat dinlerken, namaz kılarken ve Kuran okurken. Camiye zorla gelen veya biran evvel girip çıkayım diyen kişilerin nasihatten nasibi olmamaktadır, bu gibi insanların bedeni camide olurken aklı caminin dışındadır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) 3 kez ‘Din nasihattir’ diye buyurmuşlardır. Ülkemizde nasihat etmek çok zor bir olaydır, çünkü insanlar 20 yıldan beri bilhassa inançsız gazeteciler, hakkı söylememizden, harama haram, helâle helâl dememizden çok rahatsız olmaktadırlar. Haliyle televizyonlarda din anlatmak çok zor bir iştir” açıklamasında bulunduktan sonra, asıl konumuz olan IRKÇILIK hakkında şu ifadelerde bulundu:
İslamiyet öncesi, Yahudilerin, Arapları bölme planı.
“İslam’dan önce Arabistan’da ne vardı? Medine’de Yahudiler ve Müşriklerden oluşan 2 grup vardı. Müşrikler, Evs ve Hazrec olmak üzere 2 kabileydiler, fakat bunlar aynı adamın oğullarından oluşan kabilelerdi. Yahudiler ise 3 kabileydi ve Medine’ye bir sürgünden kaçarak yerleşmişlerdi ama Araplar 600-700 yıl öncesinden beri Medine’deydiler.
Irkçılık fitnesini ateşlemek ve Arapların arasına fitne sokabilmek için bazı Yahudi kabileleri Evs’lieri bazıları ise Hazrec’lileri desteklemeye başladı. Hatta bazı Yahudi şairleri, şiirlerinde bir Arap kabilesini diğerine karşı daha şerefli vb. ifadelerle överek kışkırtmaya başladı. Neticesinde Medine’deki Arap kabileleri arasında her 5–10 yılda bir savaş çıkması ve sosyal toplum yapısının, huzurun ve düzenin kısa zamanda bozulması sağlandı.
Yahudilerin asıl hedefi Arapları Medine’den çıkartıp atmaktı. Çok geçmeden Araplar bu planı anlayarak birleştiler ve Yahudilerle savaşarak onları yendiler. O zamanki Müşrikler bile Yahudilerin oyununu anlayarak birleşmişler ve onlara savaş açmışlardı. Zamanımızda ise insanlar hatta Müslümanlar bile oynanan Yahudi oyunlarını anlayamamaktadır.
Oyun devam ediyor.
Zamanında Yahudilerin Arap müşriklere oynadığı oyun, bugün Müslüman ülkelere karşı Batılı, Doğulu, ırkçı, Siyonist ve emperyalist devletler tarafından oynanmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Rusya Siyonist taktiği uygulayarak Azerbaycan’daki Leskileri ayırtarak, onlara ayrı bir devlet kurdurmak yoluyla Azerbaycan’ı bölmek istemekte ve yine Tatar ve Azerilerin aralarını açarak onları birbirlerine kırdırmaktadır. Amerika; Pakistan’da yerli ve muhacir halkı savaştırılarak aynı oyunu oynamaktadır. Muhacir grubunun başı ise Amerika’da yüksek bir maaş alarak gayet lüks bir yaşam sürmektedir. Suudi Arabistan’da aynı oyun oynanmaktadır ve yakın zamanda bir iç savaş çıkması muhtemeldir.
Avrupa ve Amerika kendi içinde birleşerek, orta doğudaki birçok devleti parçalamak istemektedir. Öncelikle gözlerine kestirdiği devletleri fakir düşürüyorlar, yardım etmeye gelirken de biz yardım kuruluşuyuz diyerek Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar. Amerika ve Almanya Hıristiyanlığı yaymak için devlet bütçelerinden çok büyük paraları yardım adı altında ayırmaktadır. Şuanda dünya üzerinde yardım dağıtan 9 tane büyük kuruluştan 8 tanesi Hıristiyanlık propagandası yapmakta, diğer 1 tanesi ise bunları denetlemektedir.
Yahudiler savaşırken kutsal kitaplarda adı geçen Ahmet (A.S) hürmetine savaşı kazanabilmek için Allah’a dua ederlerdi. Kazandıkları zaman onun hürmetine kazandık derlerdi. Fakat niyetlerinde samimi olmadıkları için Peygamber (S.A.V) zamanına yetişen Yahudiler, yine de iman etmediler ve ona savaş açtılar. Yahudiler, Araplara faiz belasını sokarak, onların can damarı olan su kuyularına bile el koymuşlardı. Arapların kendi suyunu, yine Araplara para ile satıyorlardı. Hz. Osman(R.A) böyle bir olayla karşılaştığı zaman su kuyusunun sahibi olan bir Yahudi ile anlaşarak çok yüksek paralara kuyuya ortak olmuş, bundan sonra kuyu bir gün benim bir gün senin tasarrufunda demiş ve kendi gününde tüm Müslümanlara ücretsiz olarak su vermiştir, Yahudi’nin gününde kimse ondan su almamış ve neticesinde Yahudi kuyunun tamamını Hz. Osman’a (R.A) devretmek durumunda kalmıştır.
Burada alacağımız çok büyük dersler vardır. İsrail bugün orta doğudaki birçok su havzasını kiralayarak buraya yerleşmek istemektedir. Şu an Ürdün nehrinin suyunun %90’ını kullanmaktadır. Ürdün bu suyun sadece %10’unu kullanabilmektedir. İsrail şu anda Nil üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu günkü Yahudi’nin teknolojisi de olduğundan dolayı şerri daha fazla olmaktadır. Resulullah (S.A.V) Veda Hutbesinde ırkçılık ta dâhil birçok uygunsuz şeyi yasaklamıştır. Harre vakasını/savaşını başlatan Yahudilerin izlediği strateji ırkçılık üzerine kuruluydu. Resulullah (S.A.V) son anda Cibril Aleyhissalema vasıtasıyla olaydan haberdar olmuş ve muhtemel bir savaşı engellemiştir.
Irkçılığın giriş kapısı: Milliyetçilik.
Bu zamanda ırkçılığı milliyetçilik tohumuyla yaymaktadırlar. Bu durum balın içine zehir sokarak yutturmaya çalışmaya benzemektedir. Ehli kitabın oyunlarından çok iyi korunmamız gerekmektedir. Ehli kitap; direk inançlarımızı inkar etmemizi istemek yerine dejenere etmeye çalışmaktadır. Irkçılığı sokarak önce Türküm sonra Müslüman’ım, önce Kürdüm sonra Müslüman’ım, önce Arapım sonra Müslüman’ım vb. kavramları çıkartmaktadır. Hâlbuki öncelikle Müslüman’ım demek gerekmektedir. Diyalogcular ise; Müslümanların dini temsilcileriyle yapmış oldukları toplantılarda onlardan Ehli kitabı kötüleyen ve onlara aykırı olan ayetlerin okunmamasını istemektedirler. Yine bu toplantılarda birden fazla hak din varmış gibi gösterilmek şekliyle, bizim şeriatımız daha kolay, gelin Hıristiyan olun, nasıl olsa bizde hak din üzereyiz demeye getirmektedirler.
Misyonerlerin toplantısında alınan karar; İslam’ın emir ve yasaklarına direk karşı çıkarak düşman kazanmayın, bu emir ve yasakları bozun şeklindedir. Bu günkü camilerde bulunan sıra, sandalye furyası bunların bir fitnesidir. Geçmişte bunun gibi fitneler sokularak Yahudiliği ve Hıristiyanlığı bozmuşlardır. Eğer bu sandalyeler kalkmazsa, zaman içinde dinde yeri varmış gibi gösterilerek Camilerin tamamına sirayet edecektir. Ben, şahsen görev başındayken bu gibi konulara çok dikkat ederek, tavrımı ciddi bir şekilde koyardım.
İttihat ve Terakki Partisi, 1 milyon 200 bin askerlik bir orduyu ırkçılık tohumlarıyla düşmana teslim etmiştir. Çanakkale nerede kaldı? Biz niye savaştık ve neyin mücadelesini verdik? Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözü de ırkçılıktır. Irkçılık yüzünden 1 muhtar seçilebilmek için kabileler birbirleriyle savaşabilmektedirler. Vaazlarda insanlar 1 saat cehennem dinlemeye tahammül edememektedirler, ama Müslüman olmayan bir kâfiri överek sevmekte ve savunmaktadırlar. Bu zamandaki başı örtülü/kapalı bayanların birçoğu sosyete kadınlarını dinen caiz olmayan birçok konuda geçmişlerdir. Camilerde başı açık namaz kılmak isteyen bayanlar türemiştir, hatta ve hatta namazda en ön safta durmak istemektedirler. Dini kavramların ve şiarların içleri boşaltılarak aksesuar haline getirilmektedirler.
Bizim, biran evvel Peygamberi metotla yola çıkan Esad bin Zürare’nin (R.A) yaptığı gibi İslam’ı öğrenmek ve yaymak için evlerimizi birer Dar-ul Erkam gibi yaparak tüm gücümüzle çalışıp fedakârlıkta bulunmalıyız.”
Bizim, biran evvel Peygamberi metotla yola çıkan Esad bin Zürare’nin (R.A) yaptığı gibi İslam’ı öğrenmek ve yaymak için evlerimizi birer Dar-ul Erkam gibi yaparak tüm gücümüzle çalışıp fedakârlıkta bulunmalıyız.”

Etiketler : 