Ne Yediğimizi Biliyormuyuz !..
Saadet Partisi Bayrampaşa İlçe Başkanlığımız Tarafından Bayrampaşa Kaymakamlık Binası Yücel Çakmaklı Salonunda Helal Gıda Konferansı Düznenlendi.
27 Ocak 2012 , Cuma 15:55Konferansın selamlama konuşmasını yapmak için kürsüye çıkan Ayhan PELİSTER ‘’Saadet Partisi olarak her ay bir konferans konusuyla Bayrampaşalıları aydınlattıklarını söyledi. PELİSTER bu ayki konferansın konusuna yönelik ’’ İnsan, bu dünyaya üç temel ihtiyaçla gelir. Bunlar gıda, ilim ve terbiye ihtiyacıdır.
Birinci ihtiyaç; Gıda:
İnsan, varlık alemine adım attığı andan itibaren gıdaya muhtaçtır. Doğumundan evvel kordon vasıtasıyla annenin gıdasıyla beslenir. Doğduktan sonra bir müddet anne sütüyle gıdalanır. Daha sonra da her biri Cenab-ı Hakk’ın birer lûtfu ve ihsanı olan çeşit,çeşit gıdalarla, nimetlerle hayatiyetini devam ettirir.
Ancak unutmamalıdır ki;
Bu beslenme ihtiyacı karşılanırken gıdaların helâl olması, insanın manevî istikameti için çok mühim bir vesiledir. Çünkü helâl olmayan, haram ve şüpheli şeylerle beslenen kişide ibadet şevki ve kulluk aşkı olmaz. Gönül hantallaşıp duygusuzlaşır. Temayüller nefsanî arzulara göre şekillenir. Böylece İslâm ahlâkı ve yüce fazîletler adeta unutulur.
Yani, kulun manevî inkişafında helâl gıdanın çok mühim bir rolü vardır. Zira Cenab-ı Hak:
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin…” (el-Bakara, 168) buyurarak helâl, temiz ve nezih gıdalar ile gıdalanmamızı istemektedir. Biz Milli Görüşçüler olarak önce kendimizi daha sonra çevremizi helal gıdayla gıdalanmamız konusunda titizliğe sevketmeliyiz. Bu hassasiyetle bu konferasa gelen tüm teşkilat mensubumuza ve misafirlere teşekkür ederiz. diye konuşan İlçe Başkanı PELİSTERİN ardında Konferansın konuşmacısı GİMDES Genel Başkanı Dr Hüseyin Kami BÜYÜKÖZER kürsüye çıkarak gıda üreticilerinin, gıda maddesinin lezzetini artırmak amacıyla kullandıkları Monosodyumglutamat’ın (MSG) insan sağlığını tehdit ettiğinibildirildi. Birçok firmanın ürünün tadını artırmak amacıyla kullandığını bu kimyasalın öncelikle olarak insan beynine zarar verdiğini ve hasarlar bıraktığını ifade etti. Yine tüketici açısından hiçbir katkısı olmayan ve üreticinin ürünün raf ömrünü uzatma adına kullandığı kimyasallarında kalp ve damar hastalıkları, bağışıklık sistemini bozma gibi insan salığını olumsuz etkilediğinden bahseden Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer, “Biz helal
sertifikası çalışmasında bu maddenin kesinlikle olmamasını istiyoruz” dedi.
Hiçbir vatandaşın gıda maddeleri içindeki kimyasalları bilme yada ayırabilme gibi özelliği olmadığını ifade etti. Büyüközer, vatandaşın kimyacı olmadığı gibi kimyacıların bile gıda maddelerinde ayıramadıkları kimyasalların olduğunu hatırlattı. Helal gıda, helal sertifikanın gittikçe önem kazandığını dile getiren Büyüközer, son zamanlarda gıdaların lezzetini artırmak ve raf ömrünü uzatmak amacıyla kullanılan kimyasalların tehlikesine dikkat çekti. Bunlardan birisi olan MSG’nin insan beynine zarar verdiğini ve önemli hasarlar bıraktığı için de tıp çevrelerinde karşı çıkılan madde olduğunu açıkladı.
‘GİMDES olarak Türkiye’de toplumun ister üretici ister tüketici olsun yediğimiz içtiğimiz gıdalarla ilgili bilinçlenmeleri konusunda çalışma yapıyoruz’ diyen Büyüközer, “100 yıla yakın zamandır yediğimiz içtiğimiz gıdaları yakından takip etme imkânımız olmadı. Bu eksikliği giderme adına GİMDES konferanslar, bilgilendirme toplantıları gibi çeşitli çalışmalar yapıyor. ” dedi. Hüseyin Kâmi Büyüközer,
ayı hazırlıkları ve bu süreçte insanların yedikleri ve içtikleriyle
ilgili daha hassas davrandıklarını hatırlatarak,bilinçli ve bilgili olmak önemlidir. Hiçbir tüketici kimyager
durumunda değildir. Gıda maddelerinde öyle acayip kimyasallar var ki; kimyacılar bile bilecek duruma gelemeyebiliyor. Bilenlerin önderliğine ihtiyaç var. Biz bunu yapıyoruz. Helal kelimesi hem hijyeni hem kalite ve sağlığı hem de dinimiz emrine uygun olarak helallik şartlarını sağlayan manasında kullanıyoruz. ” şeklinde konuştu. Bilgi sahibi olmanın önemine işaret eden Büyüközer, son zamanlarda
gıdalarda kullanılan ve karşı çıktıkları iki önemli kimyasal olduğunu vurguladı. Büyüközer, bu konuda vatandaşların duyarlı olmasını isteyerek, şu bilgileri verdi: “Üretici firmalar, gıda maddesinin lezzetini daha çok artırmak amacıyla kullandıkları Monosodyumglutamat kimyasalı var. MSG denilen bir kimyasal madde. Neden kullanılıyor. Tüketicinin hangi hizmetine fayda sağlıyor. Buna bakmak gerekir. Tüketici için hiçbir yarar sağlamıyor. Ne için kullanılıyor. Zevk verme, yediği şeyin tadını daha yüksek dozlarda beyne kumanda etmesi için kullanılan kimya maddesi. Biz helal sertifikası çalışmasında bu maddenin kesinlikle olmamasını istiyoruz. Tabi ki üreticilerle bu konuda sorunlar yaşıyoruz. Onlar bir ürünün doğal olarak yüzde 100 lezzetli olmasını yeterli bulmuyorlar. Bunun yetmediğini söylüyorlar.
Mesela yüzde 200 lezzetli gibi gözüksün istiyorlar. Bunun için kullanılan kimyasallarla yüzde 200 gibi lezzetli hissedilirken beyin hasar görüyor. Çocuklar yediği zaman daha kötü sonuçlar oluyor. ”
RAF ÖMRÜNÜ UZATAN KİMYASALLAR KALP DAMAR HASTALIĞINA SEBEP OLUYOR
Büyüközer, tüketicinin sağlığının hiçe sayıldığını dile getirerek, “Tüketiciye zerre kadar faydası olmayan, üreticinin raf ömrünü uzatma gibi bir hedefe yönlenmiş durumlar söz konusudur. Tüketici için önemli bir keyfiyet gıda maddesinin raf ömrünü uzatırken kullanılan kimyasallar, tıp literatürüne bakıldığında kalp ve damar hastalıkları ortaya çıkıyor, bağışıklık sistemine zarar veriyor, kanser oluşturuyor ve alerjik reaksiyonları tetikliyor. Batı bunları asgari limitlere
indirerek kullandığını söylüyor. Ama tıp diyor ki; küçük limitlerde kullanılan katkı maddeleri dahi sürekli kullanıldığı için 10-20 yıl içinde kalıntılardan bahsedilen hastalıklara neden oluyor” dedi.
ESKİ OSMANLI SOFRALARINI HATIRLAMAK ZORUNDAYIZ
Büyüközer, sağlıklı beslenmenin yolunun eski Osmanlı mutfağından geçtiğini ifade etti. Büyüközer, bugün Osmanlı sofralarında eskiden hiç olmayan gazlı içeceklerin ilk sırada yer aldığını ifade ederek, “Eski Osmanlı mutfağını hatırlamak ve
hatırlatmak zorundayız. Hem sağlıklı hem hijyen hem de İslami şartlara uygun diyetlerdi. Bunlar kayboldu. Yeni türeme bir takım ürünler insanlarımıza empoze edilerek eski alışkanlıklarımızı unutturdular.
Kola denilen gazlı içecekler, meşrubatlar ve envai çeşit içecekler. Bunlar insana
zararlıdır. Yeni nesilleri kurtarmak istiyorsak bu zararlı maddelerden arındırmak istiyorsak bu içeceklerin tehlikelereni ortaya koymak zorundayız.”
Jelatinin tamamı ithal ediliyor
Çikolatadan, bisküviye, yoğurttan dondurmaya kadar birçok ürününün içindekiler kısmını okuduğumuzda “sığır jelatini” diye bir maddeye rastlıyoruz. Gayri Müslimlerin icat ettiği bu maddeyi dünyada yalnızca gayri müslimler üretiyorlar. Yani yılda üretilen toplam 380 bin ton jelatinin yüzde doksan dokuzunu Müslüman olmayan ülkeler üretiyor. Ve bu jelatinin 180 bin tonu da Müslüman ülkelere ihraç ediliyor. Türkiye ise bu maddeden yılda 4-5 bin ton ithal ediyor.
Hüseyin Kâmi Bey sözlerine şöyle devam etti; “Bu ürünü, domuzla haşir neşir olan Batı ülkeleri üretiyorlar ve satıyorlar. Onların ‘bu ürünü Müslümanların yiyecekleri içine domuz karıştırmayalım’ diye bir hassasiyeti yok.” Şöyle bir düşünecek olursak Avrupa’nın çeşitli mezbahalarından toplanan et, kemik ve deri gibi maddeler jelatin fabrikasına gönderiliyor. Jelatin fabrikası suda bu kemik ve sakatat parçalarını sıcak şartlarda bir müddet beklettikten sonra jöle kıvamında bir madde oluşuyor. Bu da buharlaştırılınca geriye jelatin dediğimiz madde kalıyor.
Şimdi Avrupa’yı şöyle bir düşünelim. Domuz günlük çok miktarda tüketilen bir ürün… Ve bu kesimhanelerde sadece sığır kesimi yapılmıyor. Oradaki insanlar bu jelatini Müslümanlar yiyecek diye düşündükleri düşünülemeyeceği gibi zaten Müslümanların da böyle bir talebi yok…
Neticede ülke olarak 4-5 bin ton jelatini ithal ediyoruz. Bu jelatinin içinde domuz, at ve eşekten yapılan jelatin olmadığına dair kimse bir garanti veremiyor diye konuşan Dr Hüseyin Kami Büyüközere Müslüman ülkelerdeki üreticilerin ve tüketicilerin İslami hassasiyetlere önem vermelere gerektiğini, bu gerekliliğin neslimizin manevi kurtuluşu için önemli olduğunu vurguladı.
Etiketler :

