Selman ESMERER
İl Başkanı
  • İstanbul İl Başkanlığı

Süleyman Arif Emre, Geçmişten Geleceğe Ko(nu)ştu.

Saadet Partisi Fatih İlçe Divanımızın Bu Ayki Konuğu Gik Üyemiz Süleyman Arif Emre Oldu.

 28 Ocak 2012 , Cumartesi  22:03
Süleyman Arif Emre, Geçmişten Geleceğe Ko(nu)ştu.
Bu yazı Teşkilat bölümü'nde 1.28.2012 tarihinde yayınlandı
 Milli Görüş hareketinin en başından beri içinde olan Süleyman Arif Emre, Erbakan hocayla nasıl tanıştıklarından bugüne, Milli Görüş mücadelesini anlattı.
Rahmetli Erbakan hocamızın Odalar Birliği mücadelesinden anlatmaya başlayan Emre’nin çok özel anılarını şöyle özetleyebiliriz:
Demirel, Hocayı Polis zoruyla odadan attırdı.
“ Odalar Birliği Genel Sekreterliği döneminde Anadolu insanının da kalkınması için çalışmalar yapan Hocamız, İstanbul sermayesinin tepkisini çekince o zaman Başbakan olan Demirel, Emniyet Müdürüne talimat vererek Hocayı uzaklaştırmak istedi. Bizler o zaman hocayı uzaktan izliyor ve beğeniyorduk. Ona sahip çıkmak için toplanıp Odalar Birliği’nin önüne gittik.”
Bir lider aranıyor.
“Biz mecliste maneviyatçı milletvekilleri olarak çeşitli partilerde dağınık idik. Artık bu masonların oyuncağı olmayalım kendi partimizi kuralım diyerek harekete geçtik. Birkaç defa toplantılar yaptık. Ben ve Osman Yüksel Serdengeçti, rahmetli Ali Fuat Başgil hocayı evinde ziyaret ederek projemizi anlattık. Bir lidere ihtiyacımız olduğunu ve kendisinin başımıza geçmesini rica ettik. Rahmetli hasta ve yaşlıydı, kabul etmek istemedi ancak bizim çok zorlamamız üzerine kabul etti. Lakin ömrü vefa etmedi ve hakkın rahmetine kavuştu. Bunun üzerine AP Trabzon milletvekili Osman Turhan hocaya gittik. Teklifimizi kabul etti ama bir türlü aksiyona geçemedi. Biz de kendisinden müsaade isteyerek başka bir arayışa gireceğimizi söyledik.”
Erbakan Hocayla ilk görüşmeleri.
“ Hal böyleyken Ankara’ da bir dostumuzun ofisine ziyarete gitmiştim. Erbakan hoca da oradaydı. Kendisini gıyaben tanıyordum. Orada kendisini izledim ve içimden aradığımız lider işte bu dedim. Ben uzun yıllardır siyasette idim ve pek çok liderle karşılaştım ve onları tanıma fırsatı buldum. Hiçbirinde bu genç profesördeki özellikler yoktu. Hem dünyevi hem de uhrevi ilimlere haiz olan bu kişi milletimizin aradığı liderdir diye düşündüm.”
“Birkaç hafta sonra Hocadan randevu isteyerek Odalar Birliğindeki makamında ziyaret ettim. Fazla uzatmadan direk konuya girdim. Kendisine, milletimizi gerçekten temsil edecek, değerlerine sahip çıkacak, ülkemizi tarihteki şanlı yerine taşıyacak yeni bir siyasi partiye ihtiyaç olduğunu, hazırda çeşitli partilerden kurulacak partiye geçecek 40’a yakın milletvekili olduğunu ve kendisinin de lider olarak hareketin başında bulunması gerektiğini söyledim. Bu konuşmayı burada bitirelim benim de bu yönde yaptığım çalışmalar var ancak danışacak büyüklerimiz var dedi. Bir iki ay sonra bir eve davet edildim. Bir de ne göreyim hoca ekibi toplamış. Teklifime cevabı içeren kısa bir konuşma yaptı ve harekete geçildi.”
Kıbrıs’a harekât emrini Erbakan verdi.
Kıbrıs’ta daha önceki katliamlarda İsmet İnönü zamanında 2 kez, Süleyman Demirel zamanında ise 1 gez ABD’nin tehditleriyle yarı yoldan dönülmüştü. Bizim CHP ile koalisyon kurduğumuz dönemde artık iş dayanılmaz olmuştu. Harekât şarttı. Ancak Ecevit işi müzakereler ve garantör devlet olan İngiltere’nin arabuluculuğuyla, harekat yapmadan çözmek istiyordu. Bu doğrultuda İngiltere’ye görüşmeye gitti. Kendisini Hoca ve bizler havaalanından uğurladık. Yanında Oğuzhan( Asitürk) da vardı. Uçak kalkınca insanlar dağıldı. Hocaya eşlik etmek için ben kalmıştım. Bu arada genelkurmay başkanı rahmetli Semih Sancar ve tüm kuvvet komutanları oradaydılar. Hoca genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla havaalanlında bir odada toplantıya geçti. Bir saati aşkın konuştular. Çıktıklarında hoca son derece mutlu, heyecanlı ve heybetliydi. Durumu sorduğumda öğrendim ki Hoca, İngiltere ziyaretinden bir sonuç çıkmayacağını, zaman kaybetmemek için hemen gemilerin harekete geçmesi gerektiğini söylemiş. Semih Sancar da daha önce 3 kez yoldan döndürüldüklerini ve bunu bir kez daha yaşamaya bu ordunun tahammül edemeyeceğini söylemiş. Bunun üzerine Erbakan hoca Ecevit yurtta olmadığı için Başbakan sıfatıyla yazılı bir talimatname askerlere vermeyi taahhüt etmiş ve bunun üzerine askerler harekete geçtiler. Yani Hoca iki günlüğüne Başbakan oldu bu arada Kıbrıs’ı aldık.”
Kıbrıs meselesiyle ilgili daha detaylı bilgiler veren Emre” Başta ABD olmak üzere o günün dünyasındaki tüm güçler bizi tehdit etti ama biz hiçbirini dinlemeden harekatı gerçekleştirdik” dedi.
Yaşayan bir tarih olarak 40 yıllık Milli Görüş mücadelesinden pek çok hatıralar aktaran Emre, Erbakan hocamızın kişiliği konusunda sorulan bir soruyu “ Onun gibi birisi yüz yılda bir topluluğa nasip olur” şeklinde cevapladı.
Siyasetçi kimliğinin yanı sıra çok büyük bir şair de olan Emre, aruz ve hece vezniyle şiirler yazıyor. Şiirlerinin pek çoğu çeşitli sanatçılar tarafından bestelenen Emre, tüm şiirlerini ‘Aşkın Aşkı’ isimli şiir kitabında toplayarak neşretti.
Konuşmasını yazdığı bir şiirle tamamlayan Süleyman Arif Emre’ye Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli ve İlçe Gençlik Başkanı İbrahim Bakşiş, bir ebru tablosu hediye ettiler.
İşte Süleyman Arif Emre’nin şiirlerinden birkaç örnek:
Kantutar 

Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim 
Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim 

Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni 
Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim 

Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb 
Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim 

Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine 
Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim 

Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana 
Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim 

Kantutar sen her bakışta kastedersen cânıma 
Yâremi sar melhem ol da akmasın kânım benim 

Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına 
Sahibimsin hem efendim hemde sultânım benim 

********************
 
Olmak Demiştin 

hayat olmaktır demiştin 
hayat sevmek ve olmaktır 
demiştinki gündüz ölmek 
gece ise doğmaktır 
ölüm savmaktır sıranı sırası gelince 
ölüm yaşam kuşunu kafesinden salmaktır 
gözlerime öyle bakma demiştin 
gözlerin ateşe dalmaktır 
ne çıkar misk-u amber sacmasan etrafına 
gülün karı solmaktır 
değişir iklimler mesafeler seninle 
ve hüzün sevdanla dolmaktır 
bu beden her mihnete her belaya katlanır 
lakin maksat ne olmaktır ne ölmektir ne solmaktır 
maksat olmaksa demiştin 
olmak onu bulmaktır 

*******************
 
Aşkın Aşkı
Hüdanın sırrı var aşk ateşinde
Aşka aşığım ben leylaya değil
Giderim canana aşk güneşinde
Yolların hangisi mevlaya değil
 
Aşkıyla sararıp solmaya geldim
Marifet nuruyla dolmaya geldim
Fazilet yolunda olmaya geldim
Bir ekmek uğrunda kavgaya değil
 
Bu gönül yar için kurbana gider
Manadan manaya seyrana gider
Gönüle gönüle canana gider
Rağbetim dışarı dünyaya değil
 
Yücelir manaya bel bağlayanlar
Hakikat yolunda zevk sağlayanlar
Beden ve gönülle göz eyleyenler
Dünyaya dalmıştır sevdaya değil
 
***************
 
Ayasofya
Aylar yıllar geçti hala ağlarsın
Atık yaşlarını sil Ayasofya
O mahzun halinle yürek dağlarsın
Fethin sembolüsün bil, Ayasofya
 
Biliriz yaranı derindir derin
 Bakarsın bizlere mahzun ve serin
Gönüllerde yine aynıdır yerin
Olmasın yaşların Nil, Ayasofya
 
İsteriz müminler sende cem olsun,
 Haktan hakikatten her gün dem olsun
 Kuduz köpeklere varsın yem olsun
Sana uzatılan dil, Ayasofya
 
Fatih’in vakfını tutarız müze
 Torunuyuz deyip çıkarız düze
 Gün gelir bu hesap sorulur bize
Görecek göz beden bil, Ayasofya
 
Gaflet uykusundan millet uyansın 
Hakkın boyasıyla yine boyansın
Zalimlere değil hakka dayansın
O zaman düşmanlar çil, Ayasofya
 
Değişmez ölçüyü millet taşırdı
 Temel taşlarımı küffar aşırdı
Bir sam yeli esti yolu şaşırdı
Karıncayı sandı fil, Ayasofya
 





 
Sayfa yükleniyor. Lütfen bekleyiniz.